• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Gülenay Pınarbaşı'nın Web Sitesi

Site Menüsü
takipet

bahsedenler

Gecikmiş Konuşması olan çocuklar televizyon izlediği sürece konuşamayacaklar!

 

 Konuşma bozuklukları, Türkiye'de birçok disiplini ilgilendiren bir problem. Tıbbi operasyon, psikolojik destek, ilaç tedavisi, artikülasyon çalışması konuşma bozukluklarındaki mücadele yöntemlerinden birkaçı. Dil ve iletişimle ilgilenen danışmanlar, yaşam koçları genelde ya psikoloji,iletişim ve Türkoloji kökenli olabiliyorlar. Diksiyon ve etkili iletişim son yıllarda en çok danışmanlık istenen alanların başında geliyor. 
İhtiyaçlar hiyerarşisinde birçok basamağı çıkan maddi hedeflerine kavuşan çeşitli alanlardan kişiler daha güzel konuşmak için kapımızı çalıyorlar. Örneğin bir ev hanımı Anadolu kökenliyse yeni girdiği sosyal çevrede İstanbul Türkçesi konuşma arzusuyla ders alıyor. Bir mühendis iş hayatında daha çok söz sahibi olmak için dil zekasını geliştirmek isteğiyle danışmanların kapısını çalıyor vs. Bizlerden bir şekilde iletişim sihirbazlığı yapmamızı istiyorlar. "Evet" diyorum bu işin sihirli bir formülü var: "Kitap okumak" Bu sihre inananların sayısı ya da ikna edebildiklerimizin sayısı şimdilik pek az. Fakat gezi yazılarına biraz ara verip konuşma yazılarımı tamamladığımda ikna edileceğinizi umuyorum.
Diksiyon ve etkili konuşma ders verdiğimiz bir alanken diğer bir alan da gecikmiş konuşması olan çocuklar ve kekeme gençler. Psikiyatrist ve psikolog eşliğinde artikülasyon çalışması yaptırdığımız bu alan sabır, zaman ve para gerektiren bir süreç. 9 ila 12 ay bir süreyle takip ve devamlılık isteyen bir yol. 15 günde 300 tlye kekemelik sorununu çözdüğünü iddia eden merkezler varken bu sürede destek alanların sayısı bir hayli az. Birçok kişi en ucuzu ve en kolayını seçmeye çalışıyor. Umut dünyası tabii. Birçok mesele gibi kekemelikten kurtulma kararlılık ve umut istiyor.
Son iki yılda danışmanlık merkezinde bireysel danışmanlık isteyenlerin listesine baktım. Büyük çoğunluğu 4 ila 9 yaş arası gecikmiş konuşması olanlar. Pedagoglarla incelediğimiz çocukların büyük çoğunluğu bir psikiyatriste bir kısmı da çocuk psikiyatristine görünmüş. Bulgu olarak otizm veya sınır zeka çıkanlar zaten bir konuşma uzmanına gelmiyor. Dolayısıyla bize gelenler hiçbir psikiyatrik tanısı olmayanlar. İçlerinde başta anneleri olmak üzere ailece pedagog desteğine ihtiyaç duyanlar mevcut. Nadiren de olsa işitme sorunu olan çocuklar gelebiliyor. Çocuklar hızlı bir tıbbi muayeneden geçmiş ve duymadıkları anlaşılamamış oluyor. Çocuklara pedagog destek verirken biz de artükilasyon çalışması yapıp ödevler veriyoruz. Burada iki tane sihirli formülümüz var annenin günde en az 15 dakika egzersiz yaptırması ve neredeyse hiç tv, pc açılmaması.
İki yaşına gelmiş bir çocuk 200-300 arasında kelime telaffuz edebilmelidir. Oysa bir görüşe göre genetik etkenler, diğer bir görüşe göre nedeni bilinmeyen bir nedenle 3-4 yaşına gelmiş hala konuşamayan veya söylediği anlaşılamayan çocukların sayısı azımsanamayacak kadar çok. 3 yıllık kontrol listelerime baktığımda ayırt edici bir diğer konu ise bu çocukların hemen hepsinin televizyon ve bilgisayar başında fazlasıyla vakit geçirmeleri. 2005 yılından beri içinde bulunduğum sivil toplum kuruşuşu AKODER olarak tabir yerindeyse bas bas bağırıyoruz, kamu ve siyasilerden istediğimiz desteği almaya başladık fakat televizyon-çocuk ilişkisi kangrenleşmeye başlayan bir sorun olarak farklı mecralarda karşımıza çıkıyor. Şahsi kanaatime göre televizyon seyretmenin sorun olduğu iki kesim var:
1. Çalışan annelerin bebekken bakıcıya bırakılan ve kanlı-canlı iletişimden ziyade televizyonun şefkatine bırakılanlar.
2. Psikolojik, sosyal, ekonomik ve zihinsel bakımdan geri kalmış ev hanımlarının çocukları (Bu iki madde apayrı bir yazı konusu)
Son gördüğüm iki çocuk ikinci maddeye uyuyordu. Anne sınır zekada, hayatın altında ezilmiş, baba geçim derdinde. Çocuksa şefkati, ilgiyi televizyonda gördüğü için içine gömülmüş. Rehberlik Araştırma Merkezi aileye özürlü raporu vermediği için üzülüyor anne. Hani şu eskiden bağıran-çağıran doktorlar vardı ya "şunu şunu yap yoksa çocuk ölür" diyen bir an kendimi o rolde buldum adeta fıttırdım, "Annesi, televizyonu kapat, şükret çocuğun zeka özürlü değil, iyi ki raporu vermemişler, televizyonu kapatmazsan bu çocuk mahvolur, şeker hastası olsa canı şeker istiyor der misin?"
7 yaşına Kadar Çocuk Toplamda Bir Yıl TV seyretmiş Oluyor
BBC'de bu ay çocuk-tv ilişkisiyle ilgili çok önemli görüşlere yer verildi: Psikolog Dr. Aric Sigman, çocukların çok erken yaşta, çok uzun süre ekran başında kaldığını belirtiyor. 10 yaşındaki ortalama bir çocuğun evde beş farklı türden ekrana erişimi mümkün olabiliyor. Aric Sigman, bazı çocukların ekran bağımlısı olduğunu ve bunun depresyona yol açabileceğini belirtti.Çocukluk Hastalıkları Arşivi'ne bir makale yazan Sigman, bugün doğan bir çocuğun yedi yaşına ulaştığında bir yılını ekran karşısında geçirmiş olacağını ifade ediyor.Çocukların bazen iki farklı ekranla aynı anda ilgilendiklerini belirten Sigman, "Oturma odasındaki televizyona ek olarak küçük çocukların kendi odalarındaki televizyonlara, Nintendo, Playstation, Xbox gibi oyun konsollarına, oyun içeren akıllı telefonlara, internete, videoya, masaüstü ve dizüstü bilgisayarlara erişimi mümkün" diyor.
Reading Üniversitesi'nde gelişim psikopatolojisi uzmanı Prof. Lynne Murray, ekran karşısında zaman geçirmenin, üç yaş altındaki çocukların bilişsel gelişimi üzerindeki olumsuz etkilerine dair fazlasıyla kanıt olduğunu ve Amerikan Pediatri Derneği'nin üç yaşından küçük çocuklara ekran yasağı konmasını tavsiye ettiğini belirtiyor. Prof. Lynne Murray, "Ekrandaki malzeme çocukların bilişsel işleyişleri gözetilerek yapılmıyor; çok gürültülü ve sık değişen uyarılar sözkonusu. Bu çocuklar için dikkat çekici olabilir ama gördüklerini süzgeçten geçirip işleme tabi tutmalarına bir faydası olmaz." diyor.
ÖZETLE
Psikolojik, fiziksel, bilişsel ve dil gelişimi için çocuklarımızı medya araçlarından mümkün olduğunca uzak tutalım. Anne evde çocuğunun bakımını üstelenemeyecek şartlarda ise öncelikle büyük anneler, hala, teyze gibi kanlı-canlı iletişimi yapma ihtimali bulunan yakınlarımızdan yardım isteyelim. Bebeğe bakan annenin bu konularda yetersiz olduğunu düşünen babalar, büyüklerin ve akraba çocuklarının eve daha çok ziyarete gelmesini sağlamalı. Havalar müsait oldukça, bebeklerin park ve bahçelere çıkarılması, diğer bebek ve çocuklarla iletişime geçebilecekleri bir zemin sağlanması da diğer etkili yöntemlerden biridir. Sağlıklı iletişim ortamındaki bebek-çocuk kendiliğinden televizyondan uzaklaşabilir. Oyun isteyebilir. Sağlıklı, bol konuşmalı, iletişimli günler dilerim.

 

tweet