• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Gülenay Pınarbaşı'nın Web Sitesi

Site Menüsü
takipet

bahsedenler

Basel

Erasmus ve Nietzsche için turlar yapılıyor!

 

Ahmet Haşim, 1932 yılının ikinci yarısında tedavi için Frankfurt’a gider, gördüklerini sıcağı sıcağına kaleme alır. Yazılarını Milliyet gazetesinde tefrika eder. Bu yazılarda seyahatnâmelerin önemini, edebi dünyasına etkilerini anlatırken, şairle seyyahın akrabalığı yüzünden şiir kitabıyla seyahatnâmenin kardeşliğini ilan eder. Nuri Sağlam ve Fatih Andı’nın (Türkoloji’den hocalarım) yayına hazırladığı kitap, YKY yayınları tarafından basıldı. Haşim’in, Frankfurt Seyahatnâmesine, “İnsan hayatının tatsızlığından ve etrafında görüp bıktığı şeylerin o yorucu alelâdeliğinden bir müddet kurtulabilmek ümidiyle seyahate çıkar” sözleriyle başlaması, hepimize tanıdık geliyor. Haşim, Avrupa şehirlerinin birbirine benzeyen çehresinden havasından, bir şaire hissettirdiklerini tuhaf bir huzur vererek anlatmış. Bir Türkoloji talebesi olmama rağmen Avrupa’yı Ahmet Haşim’den, Mustafa Sait Bey’den okumamıştım. İlk olarak Mine Urgan’ın Bir Dinazorun Gezileri kitabından okumuş, etkilenmiştim. Mine Urgan’ın özellikle İtalya trenindeki izlenimleri, arnavut kaldırımlı Roma sokaklarını anlatışından etkilenmiş, Avrupa’yı görmeyi kafaya koymuştum. Şimdilerde Ahmet Haşim’den Avrupa’yı okuyunca hayrete düşüyorum. O kadar isabetli tespitleri var ki, geçtiğimiz mart ayında İsviçre’nin Basel şehrine gidince Haşim’in Büyük Bir Avrupa Şehri yazısında kaleme aldıklarını düşündüm. Paris’i, Roma’yı, Köln’ü, Frankfurt’u gördükten sonra hangi şehre giderseniz gidin “hayret” duygusunu kaybediyorsunuz. Şekil, görünüm, intizam, temizlik, sokak dekoru takdir duygularını uyandırsa da Göbeklitepe’deki, Çatalhöyük’teki, Mardin’deki “sır” yok. Basel, elektrik mucizesi, çalışmanın sembolü, zenginliğin timsali… Eeee, meydanları çiçekçilerle bezenmiş… Efsaneleri var mı derken, bankaların, dünyanın zenginlerine ait altınları kasalara sığdıramadığı, yer altına kazdıkları depolarda sakladıklarını duyuyoruz. Efsaneye göre taşı, toprağı altın!

Film endüstrisinin bize hediyesi, sokaklarında canlı müzik yapılan şık Avrupa meydanları, özellikle Roma’da hemen her köşede var olan müzisyencikler, Basel’de de karşımıza çıkıyor. Haşim’e kulak veriyorum: “iyi giyimli bir takım efendiler… şarkı söyleyip mızıka çalıyorlar. Ne var? Bir umumî neşe mi, bir bayram mı var? Hayır, ne neşe, ne de bayram! Bunlar… günden güne artan sefalet habercileri, işsizleri, dilencileridir.” Haşim’e bugün için bir ekleme yapmak isterim, Avrupa’nın hemen her şehrinde karşımıza çıkan dönerciler ve neyle yapıldığı belli olmayan korkunç pizzaları da sefaletin 2000’li yıllar versiyonu.

Mulhouse'daki onca müzeye, cafeye, galeriye rağmen tenhalığı, Basel’de hissetmek mümkün. Bu tenhalığın içinde dinlendirici sesler de mevcut. Kuşlar, kumrular, serçeler… Bizde bir köyde bile zor duyacağımız sesler, Basel’in ortasındaki koca koca parklarda kulağa şakıyor. Ağaçların bolluğu bu zenginliğin hatta saadetin desem yeridir nedeni olmalı.

***

Basel, tipik bir Avrupa şehri olsa da görülmeye değer. Aslında din adamı olan ama dünyaya hümanist olarak pazarlanan Erasmus’un öldüğü-defnedildiği ve Alman filozof Nietzsche’nin profesörlüğe yükseldiği şehir. Erasmus’un mezarı şehir merkezindeki Minster Kilisesi’nde. Nietzche, şehirde on yılı geçirmiş, onun gezdiği oturduğu yerlere, çalıştığı üniversiteye Almanca turlar yapılıyor. Basel'in görülmeye değer en önemli müzesi ise Basel Oyuncak Müzesi. (http://www.spielzeug-welten-museum-basel.ch/)

1460 yılında kurulmuş olan Basel, İsviçre'nin en eski kenti. Daha çok Almanların yaşadığı şehirde 30'dan fazla müze ve 150 sanat galerisi bulunuyor. Bugün ilaç sanayinin başkenti. Şehri ikiye bölen Ren nehri, Basel’e ruh katmış. Meydandaki pazarı, çiçek, meyve ve sebzelerle bezenmiş. Bizde pazarları kaldırmak isteyen ya da betonların içine hapsetmeye çalışan yerel yöneticilerin özellikle bu pazarı ziyaret etmelerini isterim. Basel’in en cazip yönü Almanya, Fransa, İsviçre sınırında yer alması. Bir trenle 15 dakikada başka bir ülkeye geçme deneyimi yaşayabilirsiniz. Türkiye’den ulaşımın kolay ve ucuz olması artılarından bir diğeri. Easy Jet ve Pegasus, ucuz tarifeli uçaklar kaldırıyor. Sabiha Gökçen-Euro Airport uçuşları her gün mevcut.

Bu arada nisan ayı İstanbul’u keşfetme ayı, bir tam gün Eyüp Tekkeleri ve Türbelerinde, bir gün Sultanahmet-Kapalıçarşı ile tarihi yarım adada, bir gün de Fener-Balat’tayız… Mayısta rotamız Amasya-Tokat. Bizimle birlikte olmak isteyenlere Amasya-Tokat için kapımız açık. İstanbul gezileri ise çoktan kapılarını kapattı.

tweet