• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Gülenay Pınarbaşı'nın Web Sitesi

Site Menüsü
takipet

bahsedenler

Mulhouse-Alsace

Sanayi Şehrinde Turizm Olur mu?

ENDÜSTRİYEL TURİZM

Bu sorunun cevabını arayarak yola çıkmadım. Karşılaştıklarım bu sorunun cevabıydı. “Bir hafta sonunun üç ayrı ülkede geçirilmesi mümkün mü” diyerek yollara düştük. Avrupa’da daha önce üç ülkeyi arabayla gezmişken, bu kez treni deneyelim dedik. Bu niyetle İsviçre’nin büyük sayılabilecek kentlerinden Basel’e uçak bileti aldık. Üç ülkeye hizmet veren Euroairport’a indi uçağımız. Otobüsle Basel merkeze Basel tren istasyonuna, oradan çok çok rahat bir trenle Fransa’nın önemli tekstil ve otomobil üretim şehirlerinden Mulhouse geçtik. Fransızca konuşulan kentte hiç zorluk çekmedik! Sokaklar bomboş hatta korkutucu derecede boş olan Mulhouse’de bizden başka iki genç kız vardı. Bu kızlarımız Gümüşhane’den buralara çalışmaya gelen ailelerin kızlarıymış! Gurbetçilerimiz Avrupa’nın birçok yerinde olduğu gibi burada da yer etmişler. Hatta Basel’de Rhein nehri üzerindeki köprüde gezerken en az 10 kişinin Türkçe konuştuğuna hatta dedikodu yaptığına şahit olduk. Meseleyi getirmek istediğim yer başka aslında. Belki ilerde bir hafta sonunda Fransa-İsviçre Guide yazısı yazarım, Emile Zola’nın zamanında, Sami Selçuk’un geçen yıl dile getirdiği Dreyfus’un memleketi Mulhouse insan-toplumla ilgili gözlemlerimi yazarım yazmasına, ama şimdi turizmdeki büyüleyici vizyonlarını dile getirmek istiyorum. Batılılarla farkımızın vizyon meselesi olduğunu zorlanarak da olsak itiraf etmek durumundayız.

Mulhouse, modern bir şehirle Ortaçağ Avrupa’sının harmanlanmış bir versiyonu. Dar sokakları, bakımlı evleri, kuş sesleriyle şenlenen kocaman parkları arasında insanların yaşadığına ikna olmak zor.

Sanayi şehri olmasının bir karşılığı belki de bu durum. İnsanlar çok çalıştığı için ev dışında hayata çok zaman ayıramıyor belli ki. Turist akını da olmayan kentte kültüre, sanata ve turizme yapılan yatırım, bizim açımızdan gezinin en çarpıcı-düşündürücü- üzücü noktası. Alsace bölgesinin bir kenti olan Mulhouse’nin kırsal kesimi, yeşilliği, dağları ve köyleri göz dolduruyor, ancak Avrupa’nın gözde destinasyonları ile yarışamayacak derecede zayıf. Buna rağmen müzeleri, kitapçıları, haritaları, otellerde bedava dağıtılan tanıtım materyalleri ile kendini Paris gibi pazarlıyor. Üstelik benim orada bulunduğum iki günün birinde müzeler kapalı, diğerinde yarım gün açıktı. Müzeler istilaya uğramasa da çok bakımlı, alımlı, çalımlı. Adamlar bir anlamda Endüstriyel turizm konsepti kurmuşlar.

 

- Kentteki hemen hemen en büyük bina, otomobil müzesi ve Cite du Train / French Railway Museum.

- Şirketlerin turistlere kapı açmasını sağlayan bir turizm türü geliştirmişler, tekstil müzeleri ile. Bu müzelerde üç milyondan fazla kumaş türü sergileniyor. Musee du Kartonpiyer Peint diye bir yerde bir anlamda(!)kartonpiyer çeşitleri sergileniyor.

- Bilimsel turizm çerçevesinde Musee EDF Electropolis, elektirikli oyuncuklar, 18. yüzyıl elektrostatik makine ve çok daha fazlasına yer veriyor.

- Botanik parkı, hayvanat bahçesi, Ekolojik Köy( Alplerin geleneksel yaşamını sergiliyor), Gotik tarzıyla kilisesi, Haut- Koenigsbourg’daki şatosu bizim bildiğimiz alışa gelinen turizm alanları.

-Şehrin kitapçılarında(3 tanesini gezdim) bir reyon Mulhouse’ın bağlı olduğu Alsace bölgesinin, çiçekleri, böcekleri, kuşları, trekking rotaları, köyleri ile kitaplara ait. Bu kitaplar öyle böyle değil, büyük boy bizde prestij kitap dediğimiz çalışmalara dahil edilebilir. Kitapların sponsorları uluslararası şirketler.

-Çikolata müzesi,

- Tellüre isimli sanal macera kompleksi,

- Natürel ürünler satış mağazası(Outdoor ile bizim aktarları harika bir konsept içinde birleştirmişler)

 -Giriş ücreti € 7,50 olan Kelebek Parkı

- Kintzheim Kalesi'nde Prey Show Kuşları(Şahin, atmaca vs)

- Peynir evi ya da müzesi.

Bütün bunlarla beraber mart-nisan aylarında gerçekleştirilen Wittenheim Çocuk Kitapları Festivali, Mulhouse Karnavalı gibi uluslararası katılımlı organizasyonlar mevcut. Kentte devlet destekli bir turizm sivil toplum örgütü var, istediğiniz takdirde ücretsiz rehberlik hizmeti sunuyorlar. İki saat boyunca gönüllü bir üniversite öğrencisi size kenti gezdiriyor, Fransızca olan geziden istifademiz mümkün olmasa da her kalemin bir ücreti olan ülkedeki uygulama dikkat çekici.

Benim görebildiklerim biraz olsa da fikir edinebildiğim turistik yerler müzeler bu kadar. Aslında bahsettiğimiz bizim Kocaeli ölçeğinde, üstelik denizi, gölü olmayan, Dreyfus Davası dışında uluslararası gündeme gelmemiş bir kent. Mulhouse tam da bu sebeple kaleme almak istedim. Bir umut, bizim yerel yöneticilerimizin, turizm planlayıcılarımızın, zengin şirketlerimizin nihayetinde karar alıcılarımızın dikkatini çeker, kentlerin elini yüzünü düzeltmeye marka değerlerini parlatmaya gayret ederler. Zannedersem sıkıntı bizim tüccarlık anlayışımızdan kaynaklanıyor. Bizde de birşeyler yapılıyor, tesisler kuruluyor ancak gerek tanıtım eksikliğinden gerek ulusal olgunlaşma şartlarından dolayı o nokta ilgi görmeyince-geri dönüşüm alınmayınca terk ediliyor, kaynak ayrılmaz oluyor(Bkz. Demirtaş Çim Kayağı tesisleri). Bir beş yıl beklemeyi kimse göze almıyor. Müzelere, sanata, turizm değerlerine prestij gözüyle bakılmadığı sürece durum böyle gidecek gibi.

tweet