• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Gülenay Pınarbaşı'nın Web Sitesi

Site Menüsü
takipet

bahsedenler

Horasan-Meşhed

Farsça’nın ahengi eşliğinde hur(güneş) ve âsân (âyân “gelen, doğan)-Horasan- güneşin doğduğu yere yolculuk NASİP oldu. İstanbul’dan Tahran’a oradan da Horasan’a ve onun kalbi Meşhed’e…
Horasan, firuze’nin kaynağı, göç ve istila yollarının kavşağı, Türk’ün, Ari’nin, Pers’in Arap’ın bir müddet kalıp savaştığı yer… Mezheplerin neşet ettiği mekan, ama en önemlisitasavvufi güneşin doğduğu yer. Peygamberin bir parçası İmam Er-Rıza’dan aldığı ışıkla hicri I. Yy’dan itibaren“zühhâd”lar İbrahim b. Ethem, Beyazıt-ı Bestami, Tusi, Birş el Hâfî gibi seçkinlerin mekanı… Gidiş umudumuz bir an olsa bile melamet hırkasını giyebilmek… Bir an- dünyalara yeter belki ötesinin bile kurtuluşuna… Bitmedi, Âşıkpaşazâde’nin anlattığı Anadolu’yu İslamlaştıran abdalân-ı Rum’dan Kaygusuz Abdal’ın, Geyikli Baba’nın, Abdal Musa’nın ışığının kaynağı: bkz. Horasan erenleri…
İran edebiyatının en güzel örnekleri de dağlarla çevrili, mis gibi havası olan bu geniş topraklarda verilmiş. Dünyanın en güzel destanlarından biri Şehname, Firdevsi tarafından burada yazılmış. Peki ya Ömer Hayyam, nihilist şiirlerine bu zorlu topraklarda bunalarak yazmış…
Gezmek, düşünmek için bir fırsat, hele de gezi seçkinlerin izinde olunca. Kendinin nakıs olduğunu kabul edince, yol azığı bilgi, tefekkür ve dua oluyor. Horasan’ın kalbinde peygamberimizin torunlarından biri var. Medine’den binlerce kilometre uzakta yaşamış, ölmüş ve defnedilmiş, ona o kadar heybetli bir türbe yapılmış ki, görenlerin hem gözleri hem gönülleri kamaşıyor. His olarak da bir anlamda Mescid-i Nebevi’nin devamı. Tertemiz, mis gibi, huzurlu, açmış kucağını konuklarını ağırlıyor. “Gelin, düşünün, evinizden binlerce kilometre uzakta, akıbetinizi düşünün, gerçekten dünyaya dair ne istediğinizi düşünün, ölümü ve hakikati düşünün, Rabbinize yaklaşın ve arının. Nefsin yalnızca imanla huzur bulur”… diyor gönül gözünüze… 
**
Akşam çökerken Horasan Dağları’nın ardında geniş düzlükte altın kubbeli türbe sizi çağırıyor. Sabaha kadar düşünün, gelmişi, geçmişi… İki farslı kadınla türbeye yakın bir duvarın dibinde oturuyoruz. Bakıyoruz, ağlayanlara, türbe vesilesiyle Allah’a yakaranlara minicik bir kız emekliyor başında kendinde minik bir örtüyle…

 

 O da doğdu, geldi, büyüyecek ve seçkinlerin peygamberlerin bile gittiği akıbetegidecek. Farslı kardeşimle yüzümüze belli belirsiz bir gülümseme oluşuyor. Önce gözlerimizle akıbetimizin hayır olması için dua ediyor sonra İngilizce konuşuyoruz. İsviçre’de doğmuş, İtalya’da büyümüş bu elçi kızı Allah’ı ve paygamberini yüreğinden çok sevdiğini, bu sebeple insanları çok sevdiğini ve çok mutlu olduğunu anlatıyor. Birkaç saniye sonra bir başkası Hamedan Türkçesiyle ne kadar “kaşang” olduğunu söylüyor. Tepemizde pırıl pırıl parıldayan kristallar dünyada herşeyin bir yansıma olduğunu gösterircesine üfürülen havaya yâr oluyor.
Gecenin ilerleyen saatlerinde dua sanki kabul oluyor. Bir “an” olsun dünyada olmaktan vazgeçiyorsun, evhamlarını bedeninden çıkarıp yanındaki çantanın üzerine koyuyorsun, elindeki kırmızı tesbih dayanak oluyor varoluşsal sorunlarını kendi içine alıyor. Bir “an”… O “an” o kadar gevşetiyor ki uyuyorsun(ben). Uykuda o “an”ı yakalayanlar da var. Nasip olmuyor ama elçilik görevi veriliyor "senin ki bir dahakine" der gibi. Bir başkası için müjdeyi alıyorsun: “Söyle o yüreği yaralı hatunun duaları kabul edildi. Dönsün eski enerjisine, imtihanı bitiyor!”
Saat 04:00… Uyanıyorum… İnsanlar fevc fevc sabah namazına koşuyor. Kuşlar ötüyor, meltem esiyor, buradan geçip Anadolu’ya gelen atlılar nerede, Hayyam nerede, peygamberin gülleri nerede? Tarihin en büyük suikastçileri Haşhaşiler İran Kazvin’de dağların tepesine yaptığı yıkılmaz kale de Alamut’ta kalabildi mi? Taş üstünde taş kalmadı! Sen de gideceksin öyleyse, bıraktığım gibi bulmayayım herşeyi, “ben-im” kalsın Türkistan’ın kapısında. Ne olur kalsın Allah’ım… Çaresizim Allah’ım kimsesizim Allah’ım -ben-i mi yok edecek sadece sensin Allah’ım, başta Mescid-i Nebevi ardından büyüklerin makamı… tekrarını nasip eyle Allah’Im bir –an- için tekrar 4000 km. gelmeye razıyım Allah’Im”…

***

İranla ilgili anlatılacak çok şey var. Bildiğimizi zannettiğimiz birçok şey yanlış. Olduka özgür bir ülke, kadın-erkek ilişkileri çok medeni, biz ve ülkemiz hem çok seviliyor hem de çok beğeniliyor. Sokakta, takside, manavda, markette, türbede en az 30 kişiyle tanıştım, sarıldım, e-maillerini aldım. İlerleyen günlerde sokağa dair izlenimlerimi ve dünyanın en büyük yazma eserler kütüphanesi MaraşÎ'yi yazmaya çalışacağım.


tweet