• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Gülenay Pınarbaşı'nın Web Sitesi

Site Menüsü
takipet

bahsedenler

Yavaşla ve nefes al!

Eskisi gibi...

"Sağlık", kişilerin kendi iç durumları ve çevresel koşullarıyla mücadelesini anlatan bir sözcüktür. "Sağlıklı" ise, insanın durumunu niteleyen bir sözcüktür.

Sağlıklı olmak eski devirlerden farklı olarak sadece hayatta kalmak değildir. Hiç ısınamadığım  ifadeler "yaşam kalitesi artırmak", "yaşam konforu" vs. Modern şifacıların, doktorların, yaşam koçlarının ağzında pelesenk. Bir kesim insan sağlıklı olmaktan Hint ve Çin yogilerinin ilkeleri, çim yemek vs.yi algılarken bir kesim insan da sadece aklın ve bilimin ışığında olduğunu iddia eden tıp sektörünü algılıyor. Bir görüntüleme merkezinden öteki labarotuara koşuyor. Hastahanelerde, muayenehanelerde ömür dolduruyor. Bu arada güncel tıbbın tehditleri, hastahane enfeksiyonları, kapalı ortam sıkıntıları vs.. hiç umursanmıyor ya da farkına varılmıyor. İvan İllch, zengin ülkelerde tıbbi sömürgeleştirmenin hasta edici boyutlara vardığından bahsetmektedir.


Benim uzmanlık alanım olmasa da eşimin bir parçası olduğu çağdaş tıp sisteminin katlanılabilir sınırları aştığını söylemek zor değil. Bir hastalık iyileştirilirken başka hastalıkların üretilmesi birçoğumuzun başına gelen bir açmazdır. 


Modern tıbbın faydaları yadsınamaz, Milli Türk Edebiyatına damgasını vuran Reşat Nuri Güntekin'in Çalıkuşu kitabında da işlediği difteri, kuş palazı, tüberkiloz gibi salgın hastalıkları bir antibiyotik iğnesinin keşfi iyileştirmeye yetti. Son üç kuşak gerek batıda gerek ülkemizde ölümlerin bir kısmı daha çok yaşlılık sebebiyle gerçekleşmektedir. Sağlıkla ilgili bu gözle görülen, kitle ölümlerini ortadan kalkması hastalıkların azaldığı anlamına gelmektedir mi?
Benim cevabını bilmediğim bir soru bu. Ancak tıbbi teknoloji, ekonomik pay, çağdaş tıbbın lobi gücü hem korkutmakta hem de şüphe çekmektedir. Bunun yanısıra sıtma gibi geçmişte çok can yakan hastalıkların hortlaması hem de tarımda kullanılan böcek ilaçları yüzünden ortaya çıkması yeni yaşam tarzımızı ve tıbbi gelişmeleri sorgulamayı gerektirmektedir. Zaten objektiflik adına değerlerden arınmış bir tedavi karşısındakine ne kadar şifa olabilir..
Alternatif tıp da denilen modern tıp dışı şifa kaynakları çok çeşitlidir. Ve bir inanç sistemiyle beraber pazarlanmaktadır. Bu sebeple en az modern tıp kadar benim indimde şüphelidir. Ancak halk bilimi içinde incelenilen halk tıbbı, koruyucu tıb yüzyılların, bin yılların tecrübî bilgisine dayandığı için bir miktar daha güven vermektedir. En azından dikkate değer. Bununla birlikte aslında sezgi de şifa alma ve vermede önemli bir noktadır. Sezgilerimiz bize doğruyu işaret eder. Fıtrî olan yani yaradılış gerçeğimize uygun olan herşeyi sezgilerimizle yakalarız. Ve batılı, doğulu birçok araştırmacının, bilimadamının, disiplinin hemfikir olduğu, fıtrî gerçeğin başında doğru nefes almak gelmektedir.
Doğru nefes, diyafram kasının kullanıldığı soluk alma verme işlemidir. 
Doğuştan getirdiğimiz bir yetenektir diyafram kasını kullanmak. Yeni anne olduğumda bebeğimin karnının  şişip inmesi beni çok korkutmuştu. Meğersem bu durum, doğru nefesmiş. Aldığı soluk, akciğerlerinin ve karnının tamamını hava ile doldurmasıymış. Tam olarak solunum faaliyeti yapmasıymış.
Bugün 10 yaşında olan çocuğum bu tarz nefes almayı unutmak üzere. Sürekli uyarı ile diyafram kasını kullanmakta. Biz de bebekken tam nefes alıyorken bugün birçoğumuzyarım solunum yapmaktayız. Yüzeysel ve akciğerlerin bir kısmıyla yapılan nefes ile vücuda alınan hava miktarı yarıya inmiştir.
Yani vücuda alınan oksijen miktarı azalır yetersiz kalır. Kolit, ağrılı kasılma, kabızlık, uykusuzluk, sırt ağrısı, yorgunluk hatta sinirlilik tam oksijenlenememe ile ilgili bazı rahatsızlıklardır.
Peki neden diyafram kası kullanılarak yapılan nefesi çocukluk çağlarımızda unutmaktayız? İspatlanmamış olsa da stres, korku, çekingenlik gibi duyguların etkisiyle solunum ritmimizin bozulduğu düşünülmektedir. Ve gerçek şudur ki büyük birçoğunluğumuz fıtratımız bozulduğu için organlarımızın hakkı olan oksijenlendirmeyi yapamamaktayız. Araştırmalar, kadınların doğuştan getirdikleri solunum yeteneklerinin erkeklere ziyade daha bozulduğunu göstermektedir. Yanlış ve yarım nefes almaya bir de hayatın hızını eklersek söyleyebileceğimiz: hasta değilsek bile bedenimiz tehdit altında. 
Öyleyse bilge insan Prof. Dr. Kemal Sayar'ın dediği gibi önce "Yavaşlayalım"ardından doğru nefes almayı öğrenelim,  özümüze dönelim. 
Doğru nefes almayı öğrenmenin birkaç yolu var:

*mali bakımdan imkan sahibi iseniz nefes koçları, ustaları denilen kişilerden özel ders alın. (Bence iki ders yeter)
*İstanbul, İzmir veya Ankara'da yaşıyorsunuz diksiyon derslerine katılın. (İsmek'te ücretsiz, ben de bir müddet diksiyon eğitmeni olarak görev yaptım)
*Son yolunuz ise kitap ve cdlerden öğrenmek. Son derece pratik ve maliyetsiz bir yöntem olan interaktif eğitime internet üzerinden de ulaşabilirsiniz.
Tabii birçok bilgi gibi doğru nefes almayı öğrenmek değil, hayat felsefesi yapmak önemli . Devamlılık aslolandır. Devamlı olması için de faydalarının farkına varmak gerekir.

tweet