• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Gülenay Pınarbaşı'nın Web Sitesi

Site Menüsü
takipet

bahsedenler

La Casa de los Espiritus

İyi bir sinema izleyicisi olsam da bir sinema kritikçisi olduğumu söyleyemem. En sevdiğim filmler, gerçekliğin yönetmenlerin süzgecinden geçtiği filmlerdir. Edebiyat uyarlamalarını izlemek ise bambaşka bir tattır.

Epik romanların sinemaya aktarılması sonucu bana göre muhteşem bir görsel şölen ortaya çıkıyor. Bunun en tipik örneği Güney Amerikalı ünlü yazar Marquez'den ve İsabella Allende'nin romanları ve bu romanların sinamaya aktarılışı diyebilirim. Kadınlar başrolde... Kadınlar üzerinden bir döneme şahitlik çabası var.

İşte bu eserlerden biri House of Spirits ismiyle yıllar önce sinemaya aktarılan, dört kuşağın kadınlarını anlatan La Casa de los Espiritus . Başta Merly Streep'in oyunculuğu, sahneler, mekanlar hepsi birbirinden etkileyici. Eski bir romanı ve sinema filmini bugünlerde tekrar hatırlama nedenim, romanda ve filmde anlatılan Şili'deki askeri darbenin normal sivil hayata müdahalesinin çarpıcılığı, acısı, taraftarlarını bile pişman etmesi...

En iyisi romanı baştan anlatayım ve siz önce kitabı okuyup sonra filmi izleyip kararınızı kendiniz verin.

Roman yazarı Isabel Allende, eksantrik aile hayatını ve dört kuşağı, dedesinin isteğiyle ana dili İspanyolca olarak 1982'de romana aktarıyor. Bunu da kitabında şu cümlelerle belirtiyor:

"“Bu öyküyü yazmamız gerektiğini düşünen dedem oldu. ‘Bu sayede, günün birinde buradan ayrılmak zorunda kalırsan köklerini de beraberinde götürebilirsiniz, kızım’ diyordu.”

Yazar, gerçekten de askeri müdahalenin ardından ailesiyle önce Venezüella'ya ardından Amerika'ya kaçıyor.

 

Şili'de 1973 yılında askeri bir darbeyle sosyalist hükümet devrilir bu hükümetin başında yazarın amcası Salvador Allende vardır. Karşı darbeyi yapan daPinochet'tir. Bu devre gelmeden çok önce Şili topraklarında sömürgecilik başlar,sömürge yoluyla zengin olanların sosyalizme evrilen torunlarının hikayesi de diyebiliriz Ruhlar Evi'ne.

Romanda neler yok ki:

Olağanüstü güçlerle donanmış bir kadın Clara ve onun büyülü evi var.

 

İnsan dediğin kaç zaman yaşar sonunda?
Bin gün müdür yaşadığı tek gün mü yoksa?
Bir haftacık mı? Yüzlerce yıl mı?
Kaç zaman sürer kişinin ölmesi?
Ya sonsuzluk, onun anlamı ne?”

 

Yukarıdaki nefis dizelerin şairi Pablo Neruda var.

Şiirsel bir anlatımla kastlar arası aşk var. (Sinemaya aktarımında bu şiirsellik biraz kaybolsa da, filmin geneli için romanın özüne bağlı diyebiliriz.

Şili'nin politik tarihi var...

Yukarıda belirttiğim gibi yazar, sosyalist başkan Allende'nin yeğenidir. Kitabın gerçek ile gerçek üstü kurgusu arasında gidip gelen öyküsü, kronolojik olarak bu sonuca nasıl gelindiğini de anlatıyor.

Yazımın başında belirttiğim gibi kitapta, darbelerin taraftarlarına bile zarar verdiği edebi bir dille anlatılıyor ancak İsabella Allandi'nin dilinde en çok hoşuma giden kadınlara yüklediği misyon. Okuduğum diğer kitaplarında da kadınsı bir perspektif var. Bu kadınlar, romantik ruh hallerini koruyarak sevginin gücü ile dramatik olaylarla mücadele ediyorlar. Bu dramatik olaylar, sevdiklerinizin kaybı bile olsa, tıpkı Ruhlar Evi'nin Clarası gibi gayb alemiyle ilişki kuruyorlar. Yazar, bir anlamda, Kadın ruhların yeteneklerini ortaya çıkarıyor. Son bir not İsabella Allende,Zorro'nun da yazarıdır. Ve şu anda Kaliforniya'da yaşıyor.

Can yayınlarından çıkan diğer eserlerinden birkaçı:

Afrodit, Altın Ejder Krallığı, Canavarlar Kenti, Eva Luna, Kaderin Kızı,

Kitapları orjinal dilinde okuma imkanım olmadı. (İspanyolca) Ama Can yayınlarının hem Marquez'in eserlerini hem de Alende'nin eserlerini çevirirken daha dikkatli olması gerektiğini düşünüyorum. Kitaplardaki dil, ağzımıza bir parmak bal çalıp kenara çekiliyor.  Bu eserler, daha doyurucu ve sağlıklı çevirileri hak ediyor.

tweet