• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Gülenay Pınarbaşı'nın Web Sitesi

Site Menüsü
takipet

bahsedenler

Paris-2

Osmanlı'nın, batıyla ilk ciddi teması 28 Çelebi sefâret heyetinin Paris'i ziyaretiyle olmuştur. Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi’nin Fransa Sefaretnamesi Avrupalılaşma hareketinin bir anlamda beyannamesi idi. Madam Montagu gibi bazı seyyahların da İstanbul'a gelmesiyle batıda da doğuya karşı bir alaka duymaya başlamıştır. Bizim saraylarımızda Paris modasının etkileri görüldüğü gibi Avrupa'nın bazı merkezlerinde "Turquerie" ismi verilen bize ait bir zevk, dekor ve zerafet modası oluşmuştur. Karşılıklı hediyelerle ve ticaretle doğu ve batı birbirini tadıyordu adeta. 
Bu devirden sonra ise bu karşılıklı zevk transferi bizim özellikle Fransa'yı daha çok taklid etmemizle şekil değiştirdi. Devrin zihniyetinin müsaade ettiği kadar kimi zaman Fransız bahçesi, balkonu taklid edildi. Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi’nin Fransa Sefaretnamesi isimli bu
 kısa eserinde devrin Fransa'sını anlamak mümkün oluyor. Opera, tiyatro merkezi, heykeller ve resimlerle taçlandırılmış bir bahçe mimarisi... O devir için batı gerçekten incelenmesi, irdelenmesi, taklid edilmesi gereken bir konumdaymış. En azından bu sefaretnamede anlatılan daha sonra İbrahim Müteferrika gibi aydınların gördüğü eksikler vs... Muharirler, devrin Paris'ini Avrupasını anlatmış bizim içinde bulunduğumuz durumun tehlikelerini arz etmişler, tarih, hükümet edenlerin bu yazarları ne kadar dikkate alıp almadığını göstermiş bulunuyor. Bu ayrı bir konu...
Taklid ve özenti de ayrı bir konu. Ben Paris'i görmeden evvel şöyle düşünürdüm: "Topkapı Sarayı, bulunduğu alan ve barındırdığı mimari öz bakımından ne kadar kıvamında bir saray, oysa Dolmabahçe öyle mi, itici batı mimarisi tarzıyla sadece görkemli olmaya çalışıyor." Oysa Paris'i ve saraylarını, meydanlarını gördükten sonra bizim Dolmabahçe'nin, Beylerbeyi sarayının onların yanında Hidiv Kasrı gibi kaldığını düşündüm. Hem sade hem de küçük birer taklid diyebiliriz... Belki de söylendiği oranda batı taklid edilmemişti! İncelenmesi ve araştırılması gereken bir konu diye düşünüyorum...
Paris etrafında buluşan edebiyat tarihindeki yazarlarımız, denince ilk aklıma gelen Ziya Paşa ve Namık Kemal... Paris'te Hürriyet gazetesi etrafında toplanırlar. Ahmed Mithat Efendi'nin Paris'te bir Türk, tanzimat devrinde yazılan bir piyes Paris Fukarası aklımda kalan diğer eserler...  Paris’e gelen Türk yazarların çoğunda Paris üzerine bir saptamalar ve izlenimler çevrimi mevcuttur. Edebiyatımızda ve edebi muhitlerimizde Paris'in etkisini merak edenlere bir kitap tavsiye etmek istiyorum.
"Türk Edebiyat'ında Paris" isimli eser Yapı Kredi yayınlarından çıkmış. Ahmed Hamdi Tanpınar'dan Atilla İlhan'a birçok önemli yazarın pencerindeki Paris anlatılıyor.

Paris gördüğüm diğer Avrupa ülkelerinden yani Belçika ve Almanya'dan çok farklı! Bir yanda göz kamaştıran eski Paris, modern operalar, tiyatrolar canlı dinamik cafeler, diğer yandan banliyöler, evsizler vs... Çevremize fakir Paris'i anlattığımızda insanlar şaşırıyor, "aa demek küresel kriz Avrupa'yı da fakirleştirdi" diyor ama ben bu görüşe katılmıyorum. Paris zaten böyleydi. Paris'i olduğundan farklı bir yerde konumlandıran Hollywood'un imgeler dünyası. Eyfel, romantizm, şanzalize, aşk ve kahve... Oysa çok eskilerde Zola'nın romanlarında anlatılan Paris'teki amele sokakları bugünkünden daha mamur değildi. Kibritçi Kız Masalı batı fikriyatını ve dünkü ve bugünkü Paris'i çok iyi anlatıyor. Her ne kadar Andersan Kopanhag'da doğsa da bence bunu Paris'ten ilham alarak yazmıştır. (iddialı bir tahmin ama!) Bugünde Paris'te açlıkla soğukta dolaşan ve Paris'in sıcak çikolatalarına, şekerli yumuşak ekmeğine ve nefis kokulu kahvelerine uzaktan bakan insanlar var.

Kibritçi Kız bugün Paris'te biraz şekil değiştirmiş. Elinde köpeğiyle, pazar çantasıyla kâh dilenerek kâh çöp toplayarak yaşamaya çalışan bir sürü Kibritçi adam-kadın var. Ve bunlar sanılanın aksine Kuzey Afrika kökenli filan da değil.

 

Yeri gelmişken biraz da Almanya'nın evsizlerinden bahsetmek istiyorum. Ben bu evsizleri Köln'de Dom Kilisesinin sağ tarafında modern sanat galerisinin yanında gördüm. Toplu halde galerinin bir çatısının altında oturuyorlardı. Yaşları oldukça genç olan evsizler, yırtık pırtık kıyafetlerine rağmen hiç halsiz ve aç izlenimi uyandırmıyorlar. Son derece agresifler, kızlı erkekli, yatakları döşekleri sermişler sokakta yatıp kalkıyorlar. Alman hükümeti onlara ev vermiş ama şart olarak çalışmalarını istemiş. Çalışmaya yanaşmayan evsizler, kendilerine bir felsefe belirleyip biraz anarşistçebiraz hippice yeni bir sokak insanı formu geliştirmişler. Resmi inceleyin, resmin adı: Homeless Style!


İşte bu bakımdan Paris'tekilerden farklılar. Paris'tekilerin, en azından benim görebildiğim kadarıyla pekçoğu orta yaşa yakın ve hastalıklılar ve kollektif yaşamıyorlar.
Nasıl yaptım bilemiyorum ama Edebiyatımızda Paris'ten, evsizlere kadar geldik.  Tekrar Paris sevdalısı edebiyatçılarımıza dönersek Atilla İlhan başta o yılların yazarları Paris'te o kadar az parayla nasıl yaşamışlar?  Paris'in edebi muhitlerindeki cafelerde bugün bir kahvenin 10 euro olduğunu düşünürseniz...
Paris gibi bir metropolle ve şehrin edebi muhitleriyle ilgili fikir yürütmek için bu kısa Paris gezisi yetersiz elbet. Paris'e ilk giderken istekisiz olsam da şimdi ikinci kez gitmeyi daha çok istiyorum. Paris karmaşası ve ihtişamıyla insanda fazlasıyla merak uyandırıyor. Tabi bu merakda Edebiyat fakültesinde bizlere okutulan yeni edebiyat derslerinin katkısı çok.

2009

tweet