• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Gülenay Pınarbaşı'nın Web Sitesi

Site Menüsü
takipet

bahsedenler

Paris-1-Almanya


 

Kıbrıs’ı saymazsak yurtdışına ilk çıkışım Suudi Arabistan`a kutsal yolculuk için olmuştu.  Çocukluğumuzdan beri Amerikan filmlerinin bilinç altımıza kazıdığı batı imgelerini, örneğin Eyfel= aşk= Paris üçlemesini, bir anlamdaAvrupa’daki Amerika’yı merak etmiyordum. Hayallarimin aksine nasip beni doğu medeniyetinin büyülü atmosferine değil Avrupa’nın göbeğine getirdi. İyi ki de getirmiş! Ne de çok görmemiz gereken eser, hayat tarzı ve çelişkiler varmış.
Bu hafta gündemimizin baş maddesi İsviçre’nin minarelerle ilgili kararına Avrupa’yı gördükten, vatandaşının müslüman algısını hissettikten sonra şaşırmadım. Cahil, gelişime kapalı müslüman algısında burada yaşayan Türklerin ve arapların katkısı göz ardı edilemez ama özellikle Fransa’nın söylemleriyle davranışlarının birçok konuda çelişmesi, Avrupa hükümetlerinin demokrasi algılamasını sorgulamamızı gerektirecek cinsten.
Henüz sevgili ülkeme dönmedim. İzlenimlerim tazeyken yazmak, özellikle hislerimi katmak istedim. Olabildiğince çok kişiyle konuşmaya çalıştım. Subjektif değerlendirmelerimi de katarak Paris, Brüksel, Liege, Köln şehirlerini, insanlarını burada sizlerle paylaşmaya çalışacağım. 
 
Gezimiz, Almanya’nın en eski şehirlerinden biri Köln’den başladı. Daha uçaktan cetvelle çizilmiş gibi düzenliliği anlaşılan şehir, özellikle yeşilliği ve sakinliği ile göz dolduruyor.
Almanya’da kaldığımız sürece kalacağımız dostlarımızın evi de Köln’e çok yakın patates tarlaları ve çam ormanlarının çevirdiği bir köyde.
Şansımıza Köln’in nadir güneşli ve ılık günlerinden biri.- Almanlar böyle günlerdemeleklerin şehri ziyarete geldiklerine inanıyorlarmış.-Üstelik günlerden Pazar. Dom Kilisesi ve diğer kiliseler, kiliselerin bulunduğu meydanlar çok canlı. Bir yandan en güzel kıyafetleriyle ibadete gelen hristiyanlar, diğer yandan domuz etinden yapılan inanılmaz büyüklükteki bifteklerden oluşan sokak satıcıları, Alman müziği yapan zenciler, Alman dilenciler ve hippiliğe özenen evsiz gençler… Gerçek bir karnaval…
  Bu arada söylemeden geçemeyeceğim, Almanların evsizleriyle Paris'in evsizleri bile farklı en başta mantaliteleri farklı... Bu ayrım çok önemli, ilerleyen günlerde bu konuya da değinmeye çalışacağım.
Kaldığımız ev üç katlı ve iki almanla evli iki Türk dostumuz aynı zamanda iki kız kardeş burada yaşıyor. Zamanlarının önemli bir kısmını çalışarak geçiren dostlarımız, vakitlerinin gerisini de evde geçirdikleri için, konfor adına hiçbir şeyden geri durmamışlar. Ancak bu konfor bizdeki gibi sadece satın alınarak değil üretilerek elde edilmiş. Evin bodrumuna kurulan bir atölyede kendileri bir yandan çiziyor diğer yandan yapıyorlar. Bu işlerden hiç anlamayan aile fertleri bile iş stresinden kurtulmak için montaj ve kesim işlerine el atıyorlar. Ama bu evde benim için en ilginç olan  Ev işlerinde mahir Alman dostlar ve eşim Dr. Sebahattin PınarbaşıAlman erkeklerinin ev işlerindeki rolü ve eş olmak algısı… Biz, evin hanımlarının davetlisi olduğumuz için evin erkekleri bütün işleri yapıyor. Hanımlarının misafirleriyle, olabildiğince nitelikli zaman geçirmesine özen gösteriyorlar. Tabii bizde bilinenin aksine Alman ev sahipleri misafirperverlikte sınır tanımadılar. O kadar ki sofra hazırlayıp kaldırdıktan sonra ne içersiniz diye soruyorlar. Birkaç gün sonra bu durum eşimi de oldukça rahatsız etmiş olacak ki sofra hazırlanırken, “benim adıma kalk ve yardım et“ dedi. Neyse, kadın erkek rolleriyle ilgili detaylara girersek konuyu toplamak imkansızlaşacak...
Köln’ün tarihini bir sonraki yazıma bırakıp, Almanlarla ilgili izlenimlerimi yazmaya devam etmek istiyorum.
Fransa’yı ve Fransızları görmeden bu yazıyı kaleme almış olsam Almanların biraz soğuk ve içe dönük bir halk olduğunu söyleyebilirdim. Ama Fransızların yabancı algısının düşmanlık boyutunda olduğunu görünce Almanların insancıl bir millet olduğu kanaatine vardım. Fransa’yı Almanya’dan kiraladığımız bir arabayla gezdik ve Almanlara bile ne kadar mesafeli olduklarını anladık. Plaka alman olunca tavırlar tedirgin edici düzeydeydi.
Tekrar Almanlara dönersek, Almanlar günlük hayatta nezaketi hiç elden bırakmıyorlar, son derece sakin ama güler yüzlüler… İnsanlar arasında sınıf farkı sokaklarda metroda, panayırda hissedilmiyor. Evine konuk olduğumuz Almanlardan biri burada icra hakimi, annesi ve babası Almanya’nın seçkinlerinden bacanağı olan diğer Alman ise bir işçinin oğlu, buna rağmen ortak insani bir tavırları var. Oysa Fransa’da ortak insani bir tavır yok sadece paranın tavrı var.
Almanya’daki insanlar arası eşitlik şehirciliği de yansımış. Köyden, kasabaya metropele her yerde bir standart var. Kaldırımlardan evlere bir intizam var.
Paris ise tam bir çelişkiler şehri eski ve modern Paris’i çevreleyen İstanbul’da bile olmayan sefillikte banliyöler… Bu arada sadece yabancılarda değil bir kısım Fransızlar dışında diğer Fransızlarda da bir yoksulluk gözleniyor. Paris’in butiklerinden ziyade Çin pazarından giyinebilen orta sınıf Fransızlar… Dedim ya paranın tavrı var, Paris’in moda evlerinden alışveriş yapabilen zengin zenci kadınlar, paranın gücüyle birçokFransızdan daha havalı…
Paris metrosu, sadece evsizler için değil ısınmak içinde birçoklarının buluşma noktası. Metrodaki insanlar mutsuz, Almanlardaki dinginlik yok bu insanların yüzünden.
Tabii Şanzelize, Eiffel, Louvre müzesi, eski Paris’in her köşesindeki sergiler, tiyatrolar insanın başını döndürüyor. Konservetuarlar, akademiler, öğrenciler herkes sanat için koşturuyor. Ama bu imkanlara kimler kavuşabiliyor? Sadece parası olanlar… 
Mina Urgan’ın anlattığı parke döşeli sokakları görmesem de Fransız balkonlarının süslediği taş sokaklar estetik bakımdan görülmeye değer.
Almanya, Belçika ve Fransa’yı anlatmaya devam edeceğim.



2009-12-04 19:28:44

 

tweet