• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Gülenay Pınarbaşı'nın Web Sitesi

Site Menüsü
takipet

bahsedenler

Munzur

Bu sene, araştırmam vesilesiyle epeyce gezdim. Hiç görmediğim yerlere gittim. Biribirinden farklı rotaları takip ettiğim gibi aynı bölgeye birkaç kez gitme imkanı da buldum. 
Bu yörelerde gördüğüm güzellikleri ve turizm imkanlarını
www.kadinhaberleri.com okurlarıyla da paylaşmaya gayret gösteriyorum.

10 gün son süren yolculuğumuz İstanbul’dan başladı. KırıkkaleHacı Bektaş,Darende, Elazığ, Sivrice, TunceliErzincan, Sivas, Amasya, Merzifon ve her gidişimde biraz daha sevdiğim turizmden yeterince pay alamayan Kastamonu ile rotamızı noktalandırdık. 
Gezi duraklarımızın her biri ayrı güzel, her biri bizler de ayrı bir iz bıraktı.

Önce Hacı Bektaş’ı yazmak istedim. Sanatın, kültürün, inancın ve tarihin bir potada eridiği Hacı Bektaş-ı Veli Külliyesi'ni tarif edecek kelime bulamadığım için yazmaktan vazgeçtim. 
Darende Tohma Vadisi’ni tanıtan küçük bir yazı kaleme aldım. Somuncu Baba, Anadolu’nun birçok yerinde hizmet etmiş ismini, eserini bırakmıştı ama asıl türbesinin bulunduğu Darende Tohma Vadisi, gönüllerde bir ürperti bırakacak etkiliyicilikte.
Elazığ ise, kabına sığmayan bir kent görüntüsünde. Kalabalık, sıkışık, insanlarının mertliği ve misafirperverliği şimdilik bu sıkışıklığı az hissettirse de hiçbir yatırımın ve sanayinin olmadığı bölge ne zamana kadar dayanır bilemiyorum.

Sivrice Hazar Gölü ise gelişime çok açık bir bölge. MHP milletveklili Mustafa Gül'ün desteğiyle bölgeye yapılan öğretmen evinde bir bardak çay içmek için bile buraya gelinir diye düşünüyorum. Göl manzarası, ferahlatan esintisi, tertemiz bir tesisle birleşince tadına doyum olmuyor. 
Girişi uzattım, asıl gelmek istediğim, anlatmak istediğim yer Munzur.


Elazığ’dan Erzincan’a giden en kısa yol, Tunceli üzerinden geçiyor. Diğer bir rota ise Sivas üzerinden gidilen yol. Daha güvenli olduğu söylenen yol, sorduğumuz herkesintavsiyesi. Polisler dahi uzun olsa da Sivas yolunu öneriyor.
Uyarılar arttıkça Tunceli bizler için sislerin ardında bilinmez, tedirgin edici bir hal alıyor. Duraklarda hiç beklenmedik olaylarla karşılaşacağımızı unutmayarak Elazığ’dan Tunceli’ye, kısa ve önerilmeyen yola yöneliyoruz. Gündüz saatleri olmasına rağmen Tunceli yönüne giden ne önümüzde ne arkamızda araç göremiyoruz. İl sınırında asker kontrolünü görünce “acaba” sorusu yanımdakiler tarafından bana suçlamaya dönüyor, .
Sevecen askerlerimizin, kaydımızı yapıp, hızla vadiyi terk etmemizi söylemeleriyle, dua okumalarına hız veriyoruz. 
Mazgirt’i geçip Tunceli'ye yaklaştıkça, hem ortamın gerginliğinden hem de Munzur Dağlarıyla, Munzur suyunun ihtişamından nefesimiz kesiliyor. 
Sadece kamu binaları ve onların lojmanlarından oluşan bir küçük kent görüntüsü veren Tunceli merkezi geride bıraktığımız noktadan itibaren, muhteşem bir seyire başlıyoruz. Pek aracın da geçmediği yol kenarı kuş ve ırmağın sesiyle insanı büyüleyen cinsten. Munzur o kadar berrak akıyor ki, gözlerimize inanamıyoruz. Etraftaki bitkilerin hemen hepsi daha önce hiç görmediğimiz türler. Bunların arasında Çan Çiçeği, Erzincan Kirazı, Bindebirdelik Otu, Munzur Kekiği, Munzur Düğün Çiçeği, Dağ Çayı, Munzur Dağı Oltu Otu ve Menekşe gibi başka hiçbir yerde görülmeyen endemik türler de varmış. 
Tunceli merkeze bir miktar uzaklıkta Munzur kenarında aracımızı park edip, suyu ve bitkileri keşfe çıkıyoruz. Munzur’un sesi ve kuşların cıvıltısı arasında yitip gitmemek imkansız…
Hiç sanayinin olmadığı bölgede insanların güvenliği dışında hiçbir koruma tedbiri yok.
Birçoklarınız Galapagos adalarını duymuştur, hani, Darwin’in evrim teorisine temel oluşturan verimsiz topraklarla bezeli adalar. Sarı bozkır ve gri kayalarla çevrelenmiş Büyük Okyanus’taki adalar. Ekvador Cumhuriyetine bağlı bu beğenmediğimiz adalara giderken tüm bagajlar ilaçlanıyormuş. Nedeni de Galapagos adalarına özgü endemik türleri yok edecek virüslerden korumak. İşte Munzur’da gezerken bu örnek aklıma geldi, "Galapagos adasını koruyan zihniyet, Munzur’u ve eldeğmemişliğini görse ne yapar" diye düşünmeden edemedim.
 Türkiye'nin ilk milli parkı olan Munzur Vadisi Milli Parkı, şimdilik terör korkusu nedeniyle turizme elverişli değil. Suyu belki bu nedenle, belki efsanelerinde anlatıldığı gibi Tanrı ve büyüklerin koruması altında olduğu için kirletilemiyor. Bu temizlik Munzur’un kokusuna da yansıyor, arabayla dahi gidilirken hem Munzur’un sesi hem de vadinin kokusu hissedilebiliyor. 
Bu bir “an”. Ne kadar yazılsa, fotoğrafları çekilse bu anın verdiği lezzet anlatılamaz. Hep eksik bir yerler kalır. Bu “an”ı yaşamaksa, nasip diyelim. Onca gezdiğim, gördüğüm yerler bir yana, Munzur’daki “an “ bir yana…
Munzur’un doğduğu yere gitme imkanımız olmadı, eminim vadinin içinde negizli patikalar, ne görkemli zirveler vardır. Kitaplardan öğrendiğim kadarıyla Munzur köylerinde birçok ziyaret varmış. 
Bir gün ülkemiz normale dönerse, Munzur ilgi duyanlar için mistik bir rotaolacak.

 


Munzur denilince bundan böyle Kamer Genç yerine, “her şeyin doğal olduğu vadide, kuş ve Munzur’un sesi arasında uzanıp kitap okuma hayali" gelecek aklıma…
Biraz macera, biraz merak biraz da keşif duygularıyla Anadolu’muzda daha nice güzelliklere ulaşacağımızı düşünüyorum. 

Son bir not Munzur Su isimli bir firmanın vadide dolum yaptığı suyun gerçekten tadına doyum olmuyor. Batıda yaşayanların da bu sudan istifade etmesini dilerim.. Umarım büyük marketlere de dağıtımı yapılır.

tweet