• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Gülenay Pınarbaşı'nın Web Sitesi

Site Menüsü
takipet

bahsedenler

Kırşehir

 

 

Kırşehir’e ilk defa 1998’de Edebiyat Fakültesi'nde öğrenciyken üçüncü sınıfta gitmiştim. Kırşehir, o yaşlarda Aşık Paşa’nın hayatını geçirdiği ve türbesinin bulunduğu şehir olmaktan öteye gitmemişti benim için. Bu ziyaretimde ise Ahi Evran- Caca Bey, Mevlana’nın oğlu Aladdin ve Anadolu’ya yön veren siyasi çekişmeler, Hititler’den bugüne zengin bir kültür birikiminin yansımalarının ve Bacıyan-ı Rum teşkilatının izini sürmeye çalıştım.

Ankara’dan başlayan 250 km.lik yol bizi akşam üzeri Kırşehir merkeze ulaştırdı. Meydanda ilk gözüme ilişen akşamın kızıllığı altında, kırmızı tuğladan itinayla yapılmış Selçuklu sanatının bütün ziynetini  yansıtan Caca Bey Camii ve Medresesi oldu. Asil duruşuyla harika bir şehir manzarasıydı karşımdaki. Bir an heyecandan kalbim duracaktı. Camiinin önünde geniş bir meydan, meydana bağlanan az araçlı cadde, sakin insanlar, ılık hava… Ne mutlu bana!

Bu arada Caca Bey Medresesi döneminde astronomi eğitiminin merkeziymiş. Bu sebeple Cacabey Gökbilim Medresesi, 2009 Dünya Astronomi Yılı etkinlikleri kapsamında önemli bir yer arz etmektedir. Detaylı bilgi için tıklayın

http://www.cacabeymedresesi.com/home.asp


Konaklamak için meydanın bir tarafındaki polisevine müracaat ettik. Ancak ertesi gün Deniz Baykal’ın Kırşehir mitingi dolayısıyla yer bulamadık. İyi ki de bulamamışız. Caca Bey Medresesi'ne bakan geniş pencereli bir otelde kaldık. Gece şehir ışıkları altında seyrettiğim bu mabedi, sabahın ilk güneşiyle görmek için kendimi pencereye zor attım. Bu arada Nahid Sırrı Örük’ün Anadolu Yol Notları- Kayseri-Kırşehir-Kastamonu kitabını okuyordum. Kırşehir’den sonra tıpkı Nahid beyin güzergahı gibi Hacı Bektaş ve Kayseri’ye de gitmeye niyetlendim.

 

Kırşehir, kadınları yakından ilgilendiren bir teşkilatlanmanın da merkezi:Bacıyan-ı Rum. Anadolu Ahîliğinin kurucusu Ahî Evran’ın eşi Fatma Bacının öncülüğünde Anadolu Türkmen kadınları bir birlik meydana getirmişlerdi. Fatma Bacı, başında bulunduğu kadınlara hem meslek öğretir hem de manevi mürşidelik yapardı. Ahîlik çeşitli sanat kollarına mensup erkeklerin kurduğu bir teşkilat olduğu gibi Bacılık da, kadın el sanatlarını icra eden kadınlardan oluşan sanatkârlar kuruluşudur. Bu el sanatları; çadırcılık, keçecilik, halı ve kilim dokumacılığı, oya ve dantelcilik,örgü, nakışcılıkdan oluşmaktaydı.

Bacıların diğer bir faaliyeti ise bize yabancı gelmeyecek cinsten... Ahi tekke ve zaviyelerine misafir edilen konukların ağırlanması, yemeklerinin pişirilmesi, ikram edilmesi bu kadınların görevleri arasında sayılıyordu.

Kırşehir’den Kayseri’ye gittiğimde üniversite kütüphanesinden edindiğim bazı kaynaklara göre; Moğollar, 1243’te yılında, Kayseri’ye saldırdıklarında Bâciyân-ı Rûm kadınları, şehrin savunmasında yer almışlar. O kadar ki Dulkadiroğulları Beyliği'nin otuz bin silahlı kadın askere sahip oldukları söylenmektedir. Bugün Konya tarafında bazı köylerde işlenen halıların kaynağının bu teşkilat olduğu kesinleşmiştir. Ne var ki Kırşehir’de Bacıyan-ı Rum’un izine rastlamak çok kolay değil. Bir takım hatun türbeleri var ama sağolsun Diyanet, halk arasında ölüm sonrası inançları (hurafeleri) yok etmek için bu türbeleri kapalı tutuyor. Tabii bunun kaynağı Vakıflar Genel Müdürliğü’de olabilir. Neticede bu türbeler kapalı ve çoğunun tabelası bile yok. Sadece Diyanet değil, Kültür Bakanlığı’da Bacıyan-ı Rum’u pek de önemsememiş. Kırşehir Müzesi'ndeki etnografya kısmında dahi özel bir bölüm açılmamış Bacılık Teşkilatı için. Aynı şey Ahilik için de geçerli. Ben müzeyi gezdiğimde asırlar önce icra edilen bu sanatların en azından simgesel maketlerle yaşatılmasını beklerdim.

Kırşehir'de büyük bir tanıtım faaliyeti ve gelişme dikkat çekmese bile garip bir huzurla doluyor insanın içi. Kırşehir’in kuzey doğusundaki tepede Aşık Paşa’nın türbesini ziyaret edip Garipnamesi’ni hatırlıyor. Tanıtım ve reklamın çok da önemli olmadığıyla kendimizi avutuyoruz. Ölümü ve hayatı çok etkileyici anlatan Türkçe aşığı Aşık Paşa'nın ilim ve hikmet dolu şu dizelerini tekrar ediyoruz.

İlk sana bilmek gerekdür ol İlâh
Kim neden kıldı seni ol Padişâh

Ol ki bilmez kendüyi bilmez Hak’ı
O kişinün adını hayvân okı

 

Kırşehir'den sonra Mucur ve hemen sonra da Hacı Bektaş'a varıyoruz. Hacı Bektaş, bambaşka bir yazının konusu olabilecek uzunlukta tatlar bıraktı yüreğimde. Çok müzeyyen olan türbe ve külliye, taşla işlenmiş çift kartal, aslan başı çeşme, tarikat büyüklerine atfedilen eşyalar, türbeler, hala canlı ritüeller…
Felsefesiyle, edebiyatımızda, siyasetimizde, günlük hayatımızda izler bırakan bir tarikatın merkezinde gezmek basit bir şey olmasa gerek. Onu anlatmakta basit olmayacak. Bir yazıya değil bin yazıya sığmaz Anadolu erenleri elbet. 


Benim gezim Kayseri’yle sonlanmadı. Ardından Konya’ya da gittik. Hz. Mevlana’yı ziyaret ettik. Hacı Bektaş ve Bektaşilik'te kadın meselesini, Kayseri’yi ve Konya’yı ilerleyen günlerde dilim döndükçe anlatmaya çalışacağım. Ancak bana yine yol göründü. Göynük kadınları ile buluşacağız. Sevgiyle kalın.

 

tweet