• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Gülenay Pınarbaşı'nın Web Sitesi

Site Menüsü
takipet

bahsedenler

Haydi Gezelim'le Amasya'da

21 Mayıs 2012 
“Haydi gezelim!” deyip yola çıkmışlar. Dağ, tepe demeden kadın kadına çok yer gezmişler. Bu kez de Anadolu’daki Kümbet, Selamet, Ehli ve Şehruz Hatun ile Taş Bebek’in peşine düşmüşler. Biz de onların…

 

Emekli kimya öğretmeni, fotoğrafçı, yazar, ünlü bir profesörün eşi, öğretim görevlisi, yayıncı, ev hanımı, avukat, turizm raportörü, tatilci… Tüm bu hanımları ortak bir karede buluşturan, “Haydi Gezelim” gezi ekibi. Amaçları Türkiye’yi karış karış gezmek, görmek, düşünmek, hissetmek ve edindikleri bilgiler ışığında geçmişleriyle bütünleşebilmek...

Onların bir araya geliş hikâyeleri ise şöyle başlıyor: Gülenay Pınarbaşı, “Türkiye’de ermiş kadın var mıdır acaba?” sorusunun peşine, Marmara Üniversitesi Türk-İslam Edebiyatı Ana Bilim Dalı’nda master tezi hazırlarken düşüyor. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) postayla tez talep sistemini iptal ettiği için de yollara düşmek yazılıyor kaderine. 49 şehre tek tek gidiyor. Önce şehirdeki üniversite arşivlerinden ‘ermiş kadınlar’ın tarihini bulup araştırıyor, sonra da yıkık dökük mezarları sora sora bularak fotoğraflıyor, yaşlılardan hikâyelerini dinliyor. Bazen günlerce aynı şehirde konaklamak, üst üste birkaç kez gidip gelmek mecburiyetinde kalıyor. Gülenay Hanım bulunduğu her mekânda başka bir güzellikle karşılaşınca, 49 şehri kendine memleket ediniyor âdeta. Yaşadığı coğrafya ve toplumsal yapıdan bağımsız olmayan ermiş kadınları daha iyi anlayabilmek için sadece mübareklerin hikâyesini değil, şehirlerin tarihî dokularını da ayrıntısıyla araştırıyor. Önce tez hocası, sonra da samimi arkadaşları, özellikle bazı mekânlara gitmek, Gülenay Hanım’ın bilgilerinden istifade etmek istiyor. Birkaç arkadaş grubuyla başlayan geziler Aileyi Koruma ve Destekleme Derneği’nin (AKODER) gezi kolunda hayat buluyor. ‘İsmini ne koyalım?’ diye düşünürlerken “Haydi gezelim!” deyiveriyor çocuk yayıncısı Sevda Sevan Usak. Kastamonu, Safranbolu, Amasra, Urfa, Mardin, Konya, Beypazarı-Nallıhan (kadın ermişler orada da çok var), Diyarbakır, Vatikan gibi 14 yurtiçi ve yurtdışı gezi programı yapmış ekibi, Kastamonu, Amasya, Merzifon, Tokat’taki kadın ermişleri ziyaret edip onların hikâyelerini can kulağıyla dinlerken bulduk.

“Haydi Gezelim” ekibinin ilk adresi, Merzifon Sanayi Mahallesi’ndeki Kümbet Hatun oluyor. Bu ermiş kadın, rivayete göre Selçuklu Hanedanı’ndan geliyor ve Zeyneb Hatun ismiyle tanınıyor. Hakkında anlatılanlara gelince… Kümbet Hatun’un eşi alkolikmiş, gece-gündüz içki içer, onu çok üzermiş. Ama o mübarek insan bir gün olsun şikâyet etmez, kocasının olumsuz hiçbir tarafını etrafındakilere anlatmaz, kalbini sadece Allah’a açar, her bunaldığında ellerini açıp duaya dururmuş. Bir hac döneminde Kâbe’yi ziyarete giden hacılar, Kümbet Hatun’un da orada tavaf ettiğini görmüş. Hacca gelmediğinden emin oldukları için bu duruma hem çok şaşırmış hem de kendisine ve sabrına hayranlıkları katbekat artmış. Mütevazı kadın, hakkındaki müspet söylentilere dahi hiç kulak asmayarak vefat edene kadar çizgisinden ayrılmadan yaşamış. Her yıl hacca gidenler Kümbet Hatun’u orada ibadet ederken görmeye devam etmiş. Vefat edince de (14. yüzyılın sonlarında) buraya defnedilmiş. Halk dilden dile anlattığı hikâyelerle bu mübareğin maneviyatını yaşatmaya devam etmiş. Hatta tek partili dönemde buranın yıkılması için Dolaşığın Ahmet Efendi’ye görev verilmiş. Ahmet Efendi birkaç kez kazmayı taşa vurmuş. O anı görenlerin anlattığına göre; aklını kaybetmiş, eve gidip yanan sobanın üzerine oturarak vücudunu da yakmış. Bu üzücü olay Kümbet Hatun’un mezarını kaldırmak, değiştirmek isteyenlere ibret olmuş. Ermiş kadının mezarını genelde kocasından dert yanan, bir türlü çocuğu olmayanlarla Allah’tan sabır isteyenler ziyaret ediyor günümüzde.

Evinin bahçesinde türbe var

Anadolu’da dilden dile anlatılan, hakkında sinema filmleri yapılan Taş Bebek hikâyesinin de bir efsaneden ibaret olmadığını gezi vesilesiyle öğreniyoruz. Çünkü Taş Bebek’in (Kamil) annesi Meryem Hatun’un mezarı Merzifon Nusretiye Mahallesi’ndeki bir evin bahçesinde bulunuyor. Anlatılanlara göre, Meryem Hatun bir evin bir oğlu olan Molla Ahmet ile evlenir. Günler, aylar, yıllar geçse de çiftin çocukları olmaz. Gelin çok üzülür, ağlar, gecelerini hep dua ederek geçirir. Derken kocası tekrar evlenir. Bunu içine sindiremeyen kadın, dağlara vurur kendini. Ağlar, yalvarır, yakarır Allah’a. Sonra bir taş bulur, bağrına basar. Getirir evine. “Her şeye can veren Allah’ım, ne olur buna da can ver!” diye gözyaşları içinde dua eder. Taşı sarıp sarmalar ve çocuğu için yaptırdığı beşiğin içine yatırır. Sabah uyandığında beşikten sesler gelir, bebek kıpırdanmaya başlar içinde. Yavrusunu bağrına basar, şükür secdesine kapanır, alıp kocasına götürür. Molla Ahmet ikinci eşini boşayarak Meryem Hatun’la yaşamaya devam eder. Bu mübarek kadının mezarında tıpkı kundaktaki bebeği andıran ağırca bir taş var. Çocuğu olmayan hanımlar buraya gelip dua ediyor, Allah’tan bağırlarına basacak bir yavru istiyor. Mezarın bir evin bahçesinde bulunması, gezi ekibine de bize de oldukça ilginç geliyor. Ayrıntıları evin sahibesi anlatıyor: “Arsanın bulunduğu yer önceden mezarlıktı. Belediye parselleyip vatandaşlara sattı. Biz de 25 yıl önce satın aldık. Bütün mezarlar iptal edilmişti ama Taş Bebek’inki duruyordu. Biz de sahip çıktık, yıkmadık, evi ona göre yaptık. Eşim mezarın bakımını düzenli şekilde yapar. Evim herkese açık. Kim ne zaman isterse buraya gelip dua eder. İtikat çok önemli. Sonuçta herkes yine Allah’tan istiyor.”

Yaşlı teyze, eşiyle birlikte aslında bir türbedarlık vazifesi görüyor. Taş Bebek’in annesi onun için çok kıymetli, aralarındaki bağ da hayli güçlü: “Bu mübareğe ne kadar hizmet etsem azdır. O, benim evimin bereketi, huzuru. Bazen sesini duyarım. Daha gerisini anlatmayayım, sırrı ifşa etmek olmaz.”

Genellikle mahalle aralarında kalmış ermiş kadın mezarlıklarına civarda yaşayan kadınların sahip çıktığını anlatıyor Gülenay Hanım. Bunun bir başka ispatını da Amasya Selamet Hatun Türbesi’nde görüyoruz aslında. Amasya Kadısı Abdurrahman Çelebi’nin kızı Selamet Hatun, tarihî bir şahsiyet olmasının yanında halk tarafından da kutsal kabul ediliyor. Nuh Tufanı’ndan kaldığına, inekleriyle Amasya’ya geldiğine inanılıyor. Türbede dua ederken karşılaştığımız Nazegül Teyze, halkın Selamet Hatun’a bakış açısını özetliyor bize: “Kadından türbe, evliya olmaz diyorlar, olmaz mı hiç evladım? Kadın şeytan derlerdi ya hep. Emme şimdiki zamanlarda öyle. Eskiden öyle değilmiş. Düşünsene dünya batmış, Selamet Hatun’un hiçbir şeyden haberi yok. Allah göstermemiş ona. Burada yaşar, sadece ibadet edermiş mübarek. Yanından ayırmadığı ineğiyle birlikte buraya gömülmüş. İçinde imanın varsa kabul olur dualar. Yıllardır buraya gidip gelirim. Sıkıntılarımı anlatır, Allah’tan yardım isterim.”

Tıpkı Taş Bebek gibi Selamet Hatun’un da türbesini temizleyip her türlü bakımını yapan, haftanın her günü aynı saatte kapısını açıp geceleri kilitleyen mahalle sakinleri var. Üstelik bu vazifeyi kuşaktan kuşağa aktarmaları da oldukça manidar…

Kadın Ermiş ziyaretleri sadece bu isimlerle de sınırlı kalmadı. Amasya Emiri Şadgeldi Paşazade Divitdar Ahmet Paşa’nın kızı Ehli Hatun (Kuyulu Evliya), Amasya Şehrüstü Mahallesi’ndeki Şahruz Hatun (Halkalı Evliya) da Haydi Gezelim ekibinin ziyaret ettiği kadın ermişlerdi. Bunlar dışında gittikleri her ilin, ilçenin tarihî mekânlarını, çarşılarını, türbelerini, önemli camilerini de gezdiler tabii.

Haydi Gezelim organizasyonlarının büyük çoğunluğu kadın kadına yapılıyor. Çünkü kadınlar erkeklere göre ayrıntıya daha fazla önem veriyor, otelde yatıp dinlenmek yerine gezmek, farklı mekânlarda bulunmak, ortamdaki havayı soluklamak, alışveriş yapmak istiyor. Beyler bunun tam tersini talep ettiğindeyse işler karışıyor. Yurtdışı gezilerinde birkaç aile reisinin programa dâhil olduğunu söylese de Gülenay Pınarbaşı genelde hanımlarla gezdiklerini belirtiyor.

Onları diğer gezi gruplarından ayıran başka bir özellik de konaklayacakları otelden yemek yiyecekleri restorana kadar İslami hassasiyetlerin gözetilmesi. İçki servisi yapılan bir otelde kalınmıyor, İslami usullere uygun şekilde yiyecek tedarik etmeyen restoranlarda yemek yenilmiyor. Güzergâh üzerindeki tüm manevi şahsiyetler de ziyaret ediliyor, namaz molaları veriliyor. Genelde çalışan ya da küçük çocukları bulunan hanımlar Haydi Gezelim’in turuna katıldığı için grupların kaybedecek zamanı yok. Yurtiçi geziler en fazla 2-3, yurtdışı programları da 4-5 günü aşmıyor ve az zamanda daha fazla yol katetmek istedikleri için tempoları yüksek. Güne çok erken başlayıp geç saatlere kadar geziyorlar. Turlar dernek çatısı altında yapıldığı için herhangi bir kâr amacı güdülmüyor. Yeri geliyor 300 TL ile 2 şehir  geziliyor. Yüksek standartlarda gezmek isteyenleri de anlayışla karşılıyorlar. Bu kez kiralanan araçtan kalınacak otele kadar her şey lüks kriterlere göre planlanıyor.

Düzenlenecek turlar derneğin web sitesi ile Haydi Gezelim’in Facebook sayfasından 1-2 ay önce meraklılarına duyuruluyor. Gruplar 20-25 kişiyi geçmiyor. Önümüzdeki günlerde İspanya, İran, Adıyaman, Karadeniz Bölgesi’ne geziler düzenlenecekmiş. Hatta İstanbul’daki kadın erenleri ziyaret edip onları tanımak isteyenler için günübirlik turlar da yapılacakmış. Yazar Gülenay Pınarbaşı, gezmeyi ve keşfetmeyi seven herkesi gezilerine davet ediyor. Ama bir şartla: “İçki, gece hayatı gibi beklentileri olanlara asla hitap etmiyoruz. Sadece dinlenmek, kayak yapmak, denize girmek isteyenler için de uygun değiliz.”

Sevde Sevan Usak (Çocuk yayıncısı): Bu tarz gezi grupları artmalı

Özellikle muhafazakârlara hizmet veren turizm şirketleri çok pahalı. Ortanın üzerindeki gelir gruplarına hitap ediyor, çoğunluğu kucaklamıyor. Orta gelir düzeyine hitap edecek oluşumlara ihtiyaç var. Haydi Gezelim gibi organizasyonların artması lazım. Gülenay Hanım bizi götürdüğü yerlere en az 5-6 kez gitmiş biri. Hayalî bir program yapılmıyor asla. Bizim kaldığımız otelde içki tüketilmiyor, namazlarımızı rahatlıkla kılabiliyoruz, yemek yediğimiz yerler konusunda da içimiz rahat. 10 yıldır geziyorum çeşitli gruplarla. Ama yola çıktığınız kişilerle aynı yaşam tarzına sahip değilseniz ibadetlerinizi yapmakta zorluk çekiyor, istemediğiniz ortamlarda bulunabiliyorsunuz. Tarihî mekânları hep birlikte gezerken türbe, tekke, kadın evliyalar ve camileri araştırıp bulmak, yalnız gezmek durumunda kalıyorsunuz. Bazı kişiler de tüm bunları yaşamamak için gezmekten vazgeçiyor. Yolculuk meşakkatli bir şey. İnsanın böyle bir yolculuğa sevdiği ya da kolayca muhabbet besleyeceği kişilerle çıkması her şeyi çok kolaylaştırıyor.

Leyla Aydın (Akşam lisesinde kimya öğretmeni): Kadın kadına gezmek büyük avantaj  

Daha önce Bursa, İznik, Safranbolu, Beypazarı gezilerine katıldım. Şimdi de kadın ermişleri tanımak için Amasya’dayım. Gezinin kadın kadına olması büyük avantaj. Daha rahat hissediyorum kendimi. Haydi Gezelim’in güzergâh programı beni çok tatmin ediyor. Sadece gezmek olarak düşünmüyorum. Arkadaşlarım gibi ben de çok şey öğreniyorum. Mesela, buradaki kadın ermişler bize çok iyi anlatıldı. Verilen bilgileri internet dâhil hiçbir yerde bulabilmemiz mümkün değil. Akrabalarım, arkadaşlarım kültür turu yerine yazın tatile git diyor. Hiç kulak asmıyorum onlara. 1 saat bile bulunduğum ortamdan çıkmam yetiyor bana. Gezilerde doğayla iç içe oluyoruz, huzur buluyoruz, kendimizi dinliyoruz bolca. Gezerken bazen Osmanlı’da bazen daha önceki bir dönemde yaşadığımı hayal ediyorum.   

 

Ayla Ağabegüm (Yazar- Emekli edebiyat öğretmeni): İnsanlar ermişten değil Allah’tan istiyor

Kadın ermişler gezisine ilk kez katılıyorum. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu mekânlara neden tepkili yaklaştığını anlayamıyorum. İnsanlar buraya uzak yerlerden emek vererek geliyor, abdestlerini alıp dua ediyor. Erenlerin, ermişlerin hayatımızda ayrı bir yeri var. Bunu kabul etmek lazım. Çaput bağlanıyor diye kızıyorlar. İnsanlar iman ediyor ve yine Allah’tan istiyor. Kabul olduğunda da Yaradan’ına teşekkür ediyor. Bundan dolayı bu tip gezilerin yaygınlaşmasını, insanların ermiş kadınları tanımasını can-ı gönülden istiyorum. Toplumsal birçok problemimizin bir benzerini onların hayatında bulmak ve ibret almak mümkün

 

tweet