• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Gülenay Pınarbaşı'nın Web Sitesi

Site Menüsü
takipet

bahsedenler

FELLİNİ’NİN ROMASI MI ANTİK ROMA MI?

“Marx, Weber ve benzeri düşünürlerin kurumsallaştırdığı şekliyle ‘Orta Çağlar’ ı ya da

feodalizmi izleyen dönemi dile getiren bir tarihsel dönemleştirme terimidir modernizm.. Kimilerine göreyse modernlik geleneksel toplumlara karşıt olan, yenilik ve dinamizmle karakterize olan bir toplumu anlatmaktadır” Modern deyimini bir yazar olarak geleneksel toplumun karşıtı olarak değil, yenilik ve dinamizm karakteri olarak kullanmayı tercih ediyorum. Eski kültürde, seyahat, hicret, dini değerleri yayma gibi dinamiklerle gerçekleştirilen yer değiştirme hareketi bugün ülkelerin ekonomilerine ciddi katkıda bulunan bir sektöre dönüşmüş turizm halini almıştır.

Dünya turizm hareketinden en ciddi payları, ekonomik bakımdan gelişmiş ülkeler daha fazla almaktadır. Başta söylediğimiz gibi modern-yenilikçi usulleri kullanarak 2. dünya savaşını takip eden yıllarda yeni turizm konseptleri yaratmışlar, turizmi de diğer geliştirilmesi gereken kalkınma kolları içinde saymışlar. Çok kabaca bu çaba bazı mevkilerde eserlerin kültürlerin korunmasına, bazı mevkilerde insani olanın bozulmasına yozlaşmasına neden olmuştur. Fakat modern dünya için turizm, roman, hikaye, fotoğraf, sinema, turistik gezi konsepti, reklam yazarlığı vs birbirine paralel gelişmiştir. Örneğin fotoğrafın bulunuşu günümüzde modern sanatı tetikleyen bir etkiye de sahip olur. Bu alanlar kimi zaman birbirlerine kaynaklık etmiş, kimi zaman birbirini geliştirmiştir. Böylece modern çağda sanatın geçirdiği evrim sonucu; “Gözetlenebilirlik” ve “Yeniden üretilebilirlik özelliği” kazanılmıştır. Bu durumun sayısız örneklerinden biri de Roma ve Fellini ilişkisidir. Fellini, Roma’nın antik çağdan ve Rönasans sanatından aldıklarını yeniden üretmiştir.

 

 

Roma’nın turizm başarılarının başında kuşkusuz tarihle yaşam iç içe turiste sunması gelmektedir. Ancak Fellini’den, reklam imgelerinden uzak bir kişiyi Roma’ya götürdüğümüzde aynı etkiyi yapacak mıdır? Aslında modern turist Fellini’nin La Dolce Vita’sı’nda başrol oynamak için Roma’ya gider. Roma’yı birkaç kez görenler derinlemesine baktığında aslında tarihi Roma’yı değil Marcello Mastroianni ve Anita Ekberg'li meşhur sahne ile Trevi Çeşmesi'nin tarihi çeşmeden ziyade aşk imgesine ve adeta Roma’nın, “Aşk”ın simgesine dönüştürenin ''Dolce Vita - Tatlı Hayat” (1959-La dolce vita) filmi olduğunu anlayacaktır. Fellini aslında adım adım işlemiştir Roma’yı filmlerinde. Roma’ya sonradan gelen bir taşralı olarak yönetmen, kendi dünyasındaki etkileri her bir filmde ayrı bir Roma kültüyle taçlandırmıştır. Turizm sektörü sonraki yıllarda bu kültleri pazara aktarmıştır. Örneğin Beyaz Şeyh (La sceicco bianco) (White Sheik) (1952)filminde genç çift Wanda ile İvan balayına Roma’ya gelir. Filmin arka planında Roma sokakları ve günlük hayattan da birçok sahne yer alır. Milli bayram kutlamaları, Roma’nın tarihsel heykelleri, binaları ve dinin önemi ilmek ilmek işlenmiştir. Bugün dünya turizm sektöründe balayı turizminden en çok payı alan şehirlerin başında Roma ve Paris gelmesini bir de bu bakımdan düşünelim.

Tatlı Hayat filmine, Roma’nın bugün turizm sektöründeki imajını yaratan film denilebilir. Filmin açılış sahnesinde Roma’nın üstünde uçan helikoptere bağlanmış bir İsa heykeli gözükür. Heykel Papa’ya gitmektedir. Trevi çeşmesi başta birçok tarihi imge filmle modern aşk imgesine dönüşür. Girişte söylediğim gibi roman-sinema-fotoğraf iç içe gelişmiştir. İşte Fellini, Petronius Arbiter’in Satryricou ismili kitabından etkilenerek hatta birebir etkilenerek Antik Roma filmi çekmiştir. İkisinin arasındaki önemli farklardan biri kitap komik unsurlara yer verirken, filmde bu tarz bir bakış açısının olmamasıdır.  Fellini’nin Satryricon filmi, Akdeniz ve Roma kültüründen en etkilenen yapıtıdır.

Satryricon hafızamızda birçok imge bırakır ve bu imgelerin hepsi antik dünyanın

yansımasını oluşturur. Belki bu yansıma da bugünün Roması’nda gördüğümüz antik imgelerdir. Diğer yandan Cabiria’nın Geceleri filminde hayallerine tutunan Cabiria’nın yanında yine Roma vardır. Diğer yandan Roma (Fellini’s Roma) (1972)filminde baştan aşağı Roma ve yönetmenin hayatı vardır. Fellini bir belgeselci havasında Roma’yı sorgularken, o büyülü dünyasını da beyazperdeye taşır. Papa’nın karşında yapılan dini kıyafetler defilesi, sinemanın unutulmayan sahneleri arasında yerini alır. Filmin son sahnesinde, onlarca motorcu Roma’nın sokaklarda gece gezinirken görülür. Motorun sesleri ve ışıkları, Roma’nın tarihi atmosferiyle birleşir ve film biter. Filmin bu son sahnesi Toby Dammit filmini hatırlatır. Toby Dammit’te arabasıyla, tarihi sokaklarda dolaşmıştır.

Sonuç olarak Roma ve Fellini ilişkisi bize bir şehrin nasıl turizm yıldızı yapıldığını veya uhdesinde zaten büyük bir imparatorluğun mimari ve sanat eserlerini taşıyan şehri bir adım daha öteye nasıl taşındığını göstermektedir. Burada akla gelen sorular şunlardır: Anadolu toprakları, kültürel, mimari, sanatsal ve tarihi imgeleri turizme bozulmadan nasıl aktarılabilir ve bu aktarımdan nasıl para kazanılabilir? Anadolu toprakları sinemacı yetiştirmemekte midir? Ya da bu topraklardan yetişen sinemacılar, şairler, romancılar bu toprakları yeterince tanımamakta mıdır? Sorular uzar gider…

Bu kadar sözün ardından önerim, daha çok gezmemiz, tanımamız, tanıtmamız olacaktır…

Devam edelim…

Bu yazı Kültür Ajanda dergisi için kaleme alınmıştır.

tweet