• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Gülenay Pınarbaşı'nın Web Sitesi

Site Menüsü
takipet

bahsedenler

KARABÜK'te BİR SİYASİ NE İŞE YARAR?

KARABÜK'te BİR SİYASİ NE İŞE YARAR?



Konu, bir insan canı, sağlık sistemi, grip olanın siyasi irade desteğiyle yoğun bakımda yatabilmesi, doktor yakını bile olsa beyin kanaması geçirdiği halde yoğun bakıma alınmaması… “Vah garibanın haline” dediğinizi duyar gibiyim, daha kötüsü olamaz beyin kanaması geçiren 40 yaşındaki genç hastayı kaybettik!

“Ne vesileyle?“ derseniz 20 günlük hikayeyi anlatayım. 40 yaşında bir genç adam, Karabük’teki zor hayat şartları, ( Nasıl olduğunu anlamak isteyenler Yeşim Ustaoğlu’nun Araf filmini izleyebilir) 2001 krizinin esnafa yıkıcı etkisi, Karabük’teki kentsel dönüşümün acil yıkım kararının harabeye çevirdiği mahalledeki yaşam şartlarının stresi vs. ile yüksek tansiyon ardından evinde beyin kanaması geçiriyor. İşin buraya kadar ki kısmı yorucu ama bundan sonraki kısmı tam bir dram…

Defalarca kriz geçiren bu adam, Karabük Devlet hastanesinde yoğun bakımda yer olmaması ve beyin ameliyat olanakları kısıtlı olması nedeniyle 7 saat bekletiliyor. Bir yandan 112 Komuta, diğer yandan genç adamın yakını doktor bey bütün Türkiye’de yer arıyor, İstanbul, Ankara, Zonguldak, Bolu ve Düzce’den olumsuz cevap alınıyor. Gerçekte yer olup olmadığını bilmek zor çünkü bu iş sadece beyanla teyit edilebiliyor. Defalarca kriz geçiren hasta 7 saatin sonunda Denizli’de özel bir hastanenin kabulüyle oraya naklediliyor. Bir 10 saatte yolda geçiyor. Siyasi iradeye ulaşılamadığı için ambülans uçak, helikopter şansı olmuyor. Burada hemen müdahale edilemiyor, malzemelerin Ankara’dan gelmesi lazım. Ertesi gün ameliyat edilen hasta yoğun bakımda geçirdiği 20 günün ardından vefat ediyor.

Tabii arada yaşananlar bir başka yazının konusu ve skandal içinde skandal barındıran işler.

Bu arada asgari ücretle geçinen hastanın eşinin Denizli’de yaşam şartlarını varın siz düşünün. Ve aile hastanın gerekli desteği gördüğünden şüphe ettiği için ameliyat sonrası İstanbul, Ankara veya Zonguldak’a naklini istiyor. En azından bu illerde yardım-destek alabileceği yakınları hemşerileri var. Bu noktada tek adres siyasi irade olarak veriliyor. Birileri bölge milletvekili olan şimdilerde Ak Parti'den belediye başkan adayı olan Mehmet Ceylan’a ulaşıyor. Mehmet Ceylan, hastayı Pamukkale Üniversitesine naklettirmeye çalışacağını söylüyor. Mehmet Ceylan’ın hastanın eşine yaklaşımı, ses tonu, cümlelerinin kuruş şekli o kadar incitici ki hastayı kaybettikten sonra eşi elindeki tek şey “oy”unu vermeyeceğini söylüyor ve biraz da “ah” ediyor.
Ceylan, Gazetecilerle Bir Araya Geldi

Mehmet Ceylan’ı da Rafet Vergili’yi de tanımam. Ama Karabük, bu ülkenin sosyal doku bakımından en hassas illerinden biri. Daha düne kadar çehresi, çevresi üçüncü dünya ülkelerine benzeyen, esnafın bittiği, haddanelerde asgari ücrete çalışan yoksul halkın sosyal ve kültürel olarak yozlaştığı bir yer. Araf filmi bu konuya dikkat çekmiş, gerçekçiliği ve etkileyiciliği ile ödül almış bir filmdi. Konuyla ilgili izlenimlerimi Araf'ta Kalmışların Hikayesi Karabük'ten isimli yazıyla dile getirmiştim: Bu sorunlarına rağmen, kente bir darbe de kentsel dönüşüm ve acil yıkım kararı ile vuruldu. 20 ile 50 milyar arası kamulaştırılan evlerin yerine bedelleri 70 ila 90 milyar arası olan evler teklif edildi. Gerekçeleri evlerin tapusu olmamasıydı peki bu en az 40 ila 50 yıllık olan gecekondulardan bunca yıldır neden vergi, fatura vs alınıyordu. Bu soruların cevapları tabii beni aşıyor ama aşmayan bir durum var ki halkın durumu. Şimdi düşünelim asgari ücret 900 tl, bu evlere ödenecek bedel 10 yıl boyunca 400 tl, geriye kalan 500 tl neye yeter? Faturaya mı, pazara mı? Karabük ve çevre köylerinin, fındığı yok, çayı yok, buğdayı yok, meyve-sebzecilik yapabilecekleri geniş arazileri yok yani ek gelir ek yiyecek olanakları yok. Soru ortada şimdi kaybettiğimiz hastanın eşi iki çocuğunu nasıl geçindirsin?”

Önce şu meseleye açıklık getirelim: Bu yazının yazılış amacı diğer Karabük yazılarında dile getirdiğim gibi kentin sosyo-ekonomik sorunlarının aileye yansımasının izlerini sürmek. Başta kentin baş siyasi figürleri Mehmet Ceylan, Rafet Vergili vs. sosyal dokudaki bu yansımalara daha hassas yaklaşmalı. Halk bu durumdayken bir de şehre gelen Suriyeli ailelere yapılan yardımlarla ilgili efsaneler cenaze evinin temel konusuydu. Suriyeli ailelere aylık 750 tl kira yardımı, erzak ve sağlık desteği ne kadar gerçeği yansıtıyor bilmiyorum ama halkın sinirlerini bozan bir durum olarak ortada.


"Efendim, ne yapalım savaş mağdurlarına kucak açmayalım mı “ dediğinizi duyar gibiyim. Evet tabiî ki açalım ama acaba bu kadar sorunla boğuşan Karabük iyi bir seçenek mi? Ya da siyasiler bu zor şartları yaşayan halkın kendi sorunları konusunda daha duyarlı, çözüm odaklı çalışabilirler. Aile yardımları, eğitim destekleri, psikolojik ve sosyal destekler konusunda daha büyük adımlar atabilirler. Halka sıcak bir yaklaşım gösterebilirler. Teması artırabilirler. Yoğun bakım kapasitesinin artması için çaba gösterebilirler, kendine ulaşmayı kolay hale getirebilirler, yoğun bakım olmadığı için hayatını kaybeden genç Mustafa Yılmaz’ın acılı eşine bir baş sağlığı dileyebilirler, kentsel dönüşüm sonucu ortada kalan kiracılara kucak açabilirler, devletin kanatlarının Suriyeliler kadar kendi halkına da yeteceğini kanlı-canlı iletişimle anlatabilirler. Haddanelerde çalışan işçilerin, iş sağlığı ve güvenliği noktasında kanunları uygulatabilirler.

Neticede yurdun çeşitli bölgelerindeki gibi Karabüklülerin ihtiyaçlar hiyerarşisinin üst basamaklarındaki gibi kültürel, etnik talepleri yok, ihtiyaçlar hiyerarşisinin en alt basamağı yeme-içme-barınma ve en önemlisi yaşama talepleri var. Tekrar Mustafa Yılmaz'ın acılı eşine sabırlar diliyor, yeni dramların yaşanmaması için siyasilerin önlem almasını temenni ediyorum.

tweet